İçeriğe geç
KUDÜS ANALİZ
GÖRÜŞ

"Şeriat İsterük'...

Bu slogan, genellikle Osmanlıda yönetime karşı yapılan ayaklanma ve isyanlarda atılırdı.

Yazan: Av. Emin Güneş

2 DK OKUMA

Bu slogan, genellikle Osmanlıda yönetime karşı yapılan ayaklanma ve isyanlarda atılırdı.

Oysa Osmanlı bir şeriat devleti idi. Başında “Halife” bulunur, ülke şeyhülislamın fetvalarına göre yönetilirdi. Kadıların verdiği kararlar ile kesilen parmaklar “şeriatın kestiği parmaklar” olduğu için acıtmazdı.

Bu gün ülkemizde şeriat istemekle o gün Osmanlı ya da ondan önce Selçuklu, Abbasi ve Emevi’de istemek aynı şey değildi.

Bu gün şeriat istemek anayasaya, “yasamanın dayanağının İslam” olduğunu yerleştirmektir. O gün şeriat istemek ise yöneticilerin icraatlarında hukuka uymasını istemekti. Başka bir ifade ile hemen hemen her ülke anayasasında olduğu gibi bizim darbecilerin anayasalarında dahi yerini alan “hukukun üstünlüğü” ilkesini hayata geçirmeyi istemekti.

İslam’da şeriatın yani hukukun üstünlüğü esastır. Yönetim/hükumet şeriatın (Kur’an ve sünnet) hayata tatbiki için “alet” hükmündedir. Oysa dört halife ve Ömer bin Abdülaziz dönemi haricindeki bütün dönemlerde bu ilke alt üst edilmiş, şeriat yönetimin elinde “saltanat aletine” dönüştürülmüştür. Hukukun üstünlüğü yerini üstünlerin hukukuna bırakmıştır. Güç, hukukun emrinden çıkmış; hukuk, gücün elinde paspasa çevrilmiştir.

Hukukun üstünlüğünü korumaya çalışmak daha ilk zamanlardan itibaren ağır bedellerin ödenmesine neden olmuştur. Kerbela faciası, Harre ve Fah vakalarının sebebi, adına halife denilen zalim ve fasık yöneticilerin hukukun üstünlüğü taleplerini acımasızca tepelemesi idi.

Maalesef tarihimizin en acımasız katliamları bu gün özlemini çektiğimiz Hilafet ve şeriat dönemlerinde meydana gelmiştir. Türkiye’de belki Hilafet ve saltanat kalkarsa zulüm son bulur ümidi ile Cumhuriyet(!) kurulmuş ama en azizlerimiz bu dönemde değersiz dallarda asılmıştır. İslam’ın hayattan silinme çabası olan “devrim kanunlarının” bir bir hayata geçirildiği dönemde Anayasada “devletin dini İslam’dır” ibaresi kayıtlıdır.

Demek ki Anayasalara taleplerimizin yazılması yetmiyor. Yazılanlar kâğıt üzerinde bırakıldığı sürece şeriat devletlerinde, şeriat; demokratik devletlerde, demokrasi ve hukukun üstünlüğü talepleri yüksek sesle istenmeye devam edecektir.

Mesela mevcut anayasada “Laiklik” var diye ülkedeki laikler hayatlarından memnun mudurlar? Onlar da laikliğin kâğıt üzerinde kaldığından hayata geçirilmediğinden şikâyetçi değiller mi?

Demem o ki, yapılacak yeni anayasada istediğimiz değişiklikler yapılsa da tarih bize gösteriyor ki yöneticiler bildiklerini okumaya devam edecekler. Kitaba ne yazarsanız yazın onlar bir yolunu bulup kitabına uyduracaklardır.

Mesela yakın dönemin en ağır mağduriyetlerinin yaşandığı 28 Şubatın Anayasası olduğu gibi yürürlüktedir. Eğer zulümler sırf anayasadan kaynaklı olsaydı zulmün olduğu gibi devam etmesi gerekirdi. Oysa o dönemin keyfini çıkartanlar bu gün yaşattıkları mağduriyetlerden daha ağırlarına maruz kaldıklarını söylüyorlar. Ama anayasa aynı, değişen sadece yönetimdir.

Her şeye rağmen biz yine de “şeriat” istemekte ısrarımızı sürdüreceğiz. Sonra da şeriata muhalif yönetimleri şeriata bağlı kalmaya ve ona sadakatle uymaya davet edeceğiz. Yönetilenler ve yöneticiler ayrı ayrı sınavlarını vererek hesap günü hesaplaşacaklardır.

Daha fazla: Görüş

Tümü

En çok okunanlar

  1. GENEL

    İmam Hasan El Benna’nın Şehadet Yıldönümü Dolayısıyla

  2. İSRAİL AMERİKA BATI

    Siyonist Rejimin 2022 İran’la Savaş Ajandası

  3. İSRAİL AMERİKA BATI

    Türkiye’deki Terör Saldırısına İsrail’in Bakışı

  4. GENEL

    ABD Derin Devlet Oyuncuları ABD-İran Savaşına Mı Hazırlanıyor?

  5. HUTBELER

    Şeyh Mahir Hammud’un Cuma Hutbeleri (1)