Boğaziçi Tel Aviv'den Nasıl Görülüyor?
Bizler, ülkemizde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın politikaları ve uygulamaları ile ilgili eleştirel tavır ortaya koyabilir ve bunu değişik zeminlerde dillendirebilir ve savunabiliriz.
4 DK OKUMA
Bizler, ülkemizde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın politikaları ve uygulamaları ile ilgili eleştirel tavır ortaya koyabilir ve bunu değişik zeminlerde dillendirebilir ve savunabiliriz. Kimsenin bize "niye cumhurbaşkanını eleştiriyorsunuz, niçin hükümet politikalarına tepki gösteriyorsunuz?" diye sorma hakkı olamaz. Biz taşıdığımız kimlik ve sorumluluk gereği gerektiğinde tepkimizi ortaya koyar, sözümüzü söyleriz, söyleme durumundayız.
Ancak biz "müslüman" olma kimliğimizle, her zaman her koşulda ve her düzlemde adil olma durumundayız; gelişmelere adil bakmalı, duruşumuzu da adalet ilkelerine uygun belirlemeliyiz. Bunun koşullarından biri de, eleştirdiğimiz, muhalifi olduğumuz kişilere, gruplara, hükümetlere ve yöneticilere karşı "adil" olmanın gereklerini yerine getirmektir; bunun ölçüsünü ortaya koyan da Kur'an-ı Kerim'dir. Rabbimiz bize "Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın" (Maide 8) buyururken, "adaletten şaşmama" uyarısında bulunmaktadır.
Bu ölçü adaletin en ince noktasıdır. Çünkü insan birilerine karşı öfke, kin ve husumet içine girerse, ona karşı tutum, tavır ve söylemlerinde sınır tanımayan bir tutum içine girer genellikle. Artık kin ve husumetin önü açıldıkça açılıyor, yargıda ölçü kalmıyor, artık gerçekler yalanlar hepsi birbirine karışıyor.
Bugün Boğaziçi Üniversitesi üzerinden geliştirilen sürecin, makul ve kabul edilebilir bir muhalefet konseptinin çok ötesinde, küresel emperyalist ve siyonist odakların ülkemizde gerçekleştirmek istedikleri kirli bir planın parcası olduğunu görmekten imtina etmemiz, bizi hem emperyalist planlar karşısında kırılgan duruma düşürecek hem de adil olmayan söylem ve tutumların içine sürükleyecektir.
Adil olma adına önce şu soruyu sormamız gerekir:
Bu Üniversiteye yapılan rektör atamasının neresi yanlış? Cumhurbaşkanı yasal sınırları çiğneyip kendi başına buyruk bir adım mı attı da bu olaylar başladı? Yasallık noktasında bir cumhurbaşkanının anayasal yetkisini kullanmasından daha doğal ne olabilir?
Yine diğer açıdan baktığımızda, Cumhurbaşkanı Erdoğan kendisinden önce yapılmayanı mı yapmış, önceki cumhurbaşkanlarının kullanmadığı bir yetkiyi mi kullanmış da, bu karara böylesi bir tepki veriliyor? Mesela Erdoğan'dan önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ondan önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezen Üniversitelere rektör atamaları yapmamışlar mıydı? Eğer onlar yaptılarsa, onların yaptıklarını yasal idiydi de, Erdoğan'ın ataması mı yasal değil?
Boğaziçi rektör atamasına itiraz edenler, ya da bu atamayı prootesto edenlere destek verenler, bu çelişkili durumu nasıl izah edecekler?
Mesela Hürriyet'in bir manşeti "Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, boş bulunan 22 üniversitenin rektörünü atadı." (31.07.2000)
21 yıl önce bir günde 22 atama ve bu atamalarından biri; Boğaziçi Üniversitesi: Prof. Dr. Sabih Tansal.
10. Cumhurbaşkanı Necdet Sezer'in rektör atamaları üzerine hangi üniversite kampüsünde veya rektörlük binası önünde "bu rektörü istemiyoruz" diye protesto gösterisi yapıldı?
Aynı şekilde 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de aynı atamaları yaptı.
Hürriyet'in haberi: "Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 19 üniversitenin rektör atamasını yaptı." (06.07.2012)
Gül'ün atadığı rektörlerden biri Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof.Dr. M.M. Gülay Barbarosoğlu
O zaman ne oluyor da daha önce yaşanmayan rektör atama krizi, Erdoğan atamasında bir "kriz" konusuna dönüştü? Bu gelişmeleri kendi vicdanımızda nereye oturtacağız?
Burada ortaya konulan tepki ve sergilenen eylemlerin aslında bir kıvılcım ateşi yakmak için uygulanan bir plan olduğunu düşünmek çok mu zanni olacak?
Birkaç örnek verecek olursak; 2 Şubat tarihli Jerusalem Post'ta Seth J. Frantzman imzasıyla yayınlanan bir haber analizde Boğaziçi Üniversitesi eylemleriyle ilgili Jerusalem Post gazetesi, üniversite olaylarını şu başlıkla veriyor: (Turkey’s far-right government bashes gay rights, student protests) "Öğrenci Protestoları Türkiye'nin Sağcı Hükümeti Eşcinsellerin Haklarını Çiğniyor"
Ne oluyor da buradaki LGBT oluşumları, etkinlik ve eylemleri, Tel Aviv'in savunma noktalarına dönüyor?
Buradan baktığımızda "demokratik bir öğrenci eylemi" şeklinde görülen bir durum, Tel Aviv'den niçin "eşcinsellerin haklarının ezilmesi" şeklinde sunuluyor? Yine adına "onur yürüyüşü" (!) denilen küresel eşcinsel yürüyüşlerinin en büyüğünün Tel Aviv'de yapıldığını göz önüne getirecek olursak, İstanbul'daki rektör olayı, oradan niye "eşçinsellerin hakları" (!) üzerinden okunuyor?
Bu haber analizin devamında şöyle deniliyor:
"Türkiye’yi yöneten aşırı sağcı AKP Partisi Pazartesi günü eşcinsel hakları protestolarına sert bir darbe indirdi ve LGBT gençlere çamur atarak İstanbul’daki Boğaziçi Üniversitesi’nde çok sayıda tutuklamaya yol açtı. Erdoğan LGBT gençliğini eleştirerek geleceğin AKP'ye ve onun şanlı geçmişe sahip gençliğine ait olduğunu söyledi.
Erdoğan geçmişte, İsrail'i Nazi Almanyası ile mukayese etmiş, sık sık Amerika, Avrupa ve diğer ülkelere sataşmıştı. Erdoğan'ın eşcinsel haklarına karşı saldırısı onun gittikçe otoriterleşen rejiminin son saldırılarındandır.
Türkiye, dünyanın en büyük gazeteci hapishanesidir. Ülkede hükümetin ve iktidar partisinin eleştirilmesine neredeyse hiç izin verilmemektedir. Türkiye'de artık yönetimin eşcinsel karşıtlığı ve eşcinsel karşıtı söylemler normal bir hal almış durumda. Cumhurbaşkanı da LGBT gençliğine iftira atıp onları vandallıkla suçluyor."
Siyonist medyanın başını çeken Jerusalem Post'tun Boğaziçi Üniversitesi eylemleri ve olaylarına ilişkin bu bakışı bizim kafamıza büyük sorular getirmeyecek mi?
Neden bu "LGBT sapkınlığı"na uluslararası koruma geliştiriliyor, neden onlar için her taraftan seferber olunuyor? Nasıl oluyor da böylesi bir sapkınlık güçlü örgütlenmeler kurup meydan okuma aşamasına gelebiliyor?
Bunlar bizim için, geleceğimiz için, neslimiz için, gençliğimiz için zehirli bir tünel ve yırtıcı bir kapan değil mi?
Hesabımızı yapmadan, duruşumuzu belirlemeden önce, kim kimin yanına geçmiş, kim kimin arkasında? Kim kimin karşısında niçin duruyor, buna bakıp ona göre bir tavır ortaya koyalım...